Temiz Enerjinin Görünmeyen Krizi: Jeotermal Dönüşümü Yönetecek Yeni Nesil Uzmanlar Nerede?
Dünya genelinde temiz enerjiye geçiş hızlanırken, UNESCO destekli yeni bir araştırma jeotermal enerji uzmanı yetiştiren akademik programların ve yer bilimleri kürsülerinin alarm verdiğini ortaya koyuyor.

Küresel enerji dönüşümünün en güvenilir ve kesintisiz baz yük kaynaklarından biri olan jeotermal enerji, teknolojik yatırımlarla atağa kalkarken kritik bir darboğazla karşı karşıya: Yetişmiş insan kaynağı eksikliği. UNESCO destekli IGCP-636 ağı kapsamında hazırlanan ve Dünya Jeotermal Kongresi bulgularına dayanan Küresel Jeotermal Eğitim Araştırması, temiz enerji sektörünün geleceğini şekillendirecek uzmanların nerede ve nasıl yetiştirildiğine dair çarpıcı veriler sunuyor.
Küresel Tablo: 27 Ülke ve 54 Akademik Kurum Ne Söylüyor?
Altı kıtadan 54 seçkin eğitim kurumunun katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, jeotermal disiplininin akademik dünyadaki mevcut konumunu ilk kez bu ölçekte haritalandırıyor. Yanıt veren kurumların yüzde 81'ini geleneksel üniversiteler, yüzde 11'ini araştırma merkezleri ve yalnızca yüzde 8'ini teknik ya da mesleki eğitim enstitüleri oluşturuyor.
- Ders Çeşitliliği ve Kapasite: Kurumların yüzde 77'si aktif olarak jeotermal odaklı dersler sunarken, yüzde 23'ü ya yeni program hazırlığında olduğunu ya da yetersiz akademik kapasite sebebiyle bu alanı açamadığını belirtiyor.
- Eğitim Kademeleri: Jeotermal eğitimi en yoğun şekilde yüzde 64 ile yüksek lisans düzeyinde veriliyor. Lisans seviyesinde bu oran yüzde 43'e, doktora düzeyinde ise yüzde 38'e geriliyor.
- Seçmeli Ders Çıkmazı: Mevcut jeotermal müfredatının yüzde 72'si yalnızca seçmeli ders olarak sunuluyor; profesyonel sertifika veya sürekli eğitim programlarının oranı ise sadece yüzde 15 seviyesinde kalıyor.
Bu veriler, sektörün genç yeteneklere lisans eğitiminin başında yeterince temas edemediğini ve fosil yakıt sektöründen yeşil enerjiye geçiş yapmak isteyen deneyimli mühendisler için yeterli yeniden eğitim koridoru açılamadığını kanıtlıyor.
Yer Bilimlerinin Geleceği Tehdit Altında: Almanya'dan Türkiye'ye Ortak Kaygı
Araştırmanın en düşündürücü bulgularından biri, jeotermal öğretiminin yüzde 74 oranında yer bilimleri (jeoloji ve jeofizik) bölümlerine bağımlı olması. Ancak küresel ölçekte bu kürsüler bütçe kesintileri ve birleşmelerle zayıflatılıyor. Örneğin, Almanya'daki TU Darmstadt bünyesinde yer alan Uygulamalı Yerbilimleri Enstitüsü, binlerce imzalı akademik itiraza rağmen kadro kayıplarıyla İnşaat ve Çevre Mühendisliği çatısı altına taşındı.
"Yer bilimleri enerji, su kaynakları ve kritik hammaddelerin temel taşıdır; ancak tam da yeşil dönüşümün merkezindeyken eğitim altyapısının ihmal edilmesi büyük bir tezat oluşturuyor."
Ankara'da düzenlenen 78. Türkiye Jeoloji Kurultayı'nda Prof. Iain Stewart'ın da dikkat çektiği üzere, dünya genelinde yer bilimleri bölümlerine kayıt oranları geriliyor. Türkiye gibi jeotermal potansiyeli bakımından dünyada ilk sıralarda yer alan bir ülkede dahi, yer altı rezervuar modellemesinden sondaj optimizasyonuna kadar kritik süreçleri yönetecek donanımlı jeotermal uzmanlarının sürekliliği hayati önem taşıyor.
Isı ve Elektriğin Ötesinde: Kritik Mineraller ve Yapay Zekanın Enerji Talebi
Jeotermal uzmanlığı günümüzde yalnızca elektrik üretimi veya konut ısıtmasıyla sınırlı değil. Sürdürülebilir batarya teknolojileri için jeotermal akışkanlardan lityum ve nadir toprak elementlerinin ayrıştırılması, temiz sanayi için devrim niteliğinde fırsatlar barındırıyor. Dahası, yapay zeka veri merkezlerinin hızla tırmanan enerji ve soğutma suyu ihtiyacı, jeotermal gibi kesintisiz yeşil güç kaynaklarına olan talebi katlayarak artırıyor.
Sonuç olarak; jeotermal teknolojilerini ölçeklendirmek ve yeşil dönüşümde tam bağımsızlık kazanmak, sadece santral yatırımlarıyla değil, kürsüleri ve laboratuvarları destekleyen vizyoner bir eğitim politikasıyla mümkün olacaktır.

